“Ruhani” Hakkında Ne Dediler?

“Ruhani” çıkalı 1,5 ay oluyor. Bu süreçte romanın yazarı olarak romanla ilgili söylenenleri, yazılanları bir şekilde derlemek istedim.

Roman Mart 2021 başında çıkınca kendi Instagram hesabımda şöyle bir paylaşım yaptım;

Daha sonra yine kendi blogumda şöyle bir yazı yazdım.

Ve “Ruhani”nin arka kapak yazısından başlayalım;

Adı Ruhani. Tuhaf bir isim, evet ama seçme şansı yoktu.

Kendi tabiriyle, yeryüzünün ilk şafağından beri burada, aramızda. Her şeyi görüyor, onun için lineer bir akışı olmayan zamanda dilediğince geziyor; tıpkı söylediği gibi, “bir ileri, bir geri, daima salınımda”…

Bir bedeni yok, duvarların içinden geçebiliyor, varlığına dair en ufak bir açık vermeksizin çağları, uygarlıkları, yemek masasının başında toplanmış aileleri izliyor. Ancak eksik bir seyir bu, çünkü her şey görüntüden ibaret; garip, mekanik cızırtılardan öte ne bir ses duyuyor ne de duyurabiliyor kendini. Ta ki bu uçsuz bucaksız hapishanesine gün gibi doğan, onu duyup onunla konuşan “hücre arkadaşı” yanına gelene dek…

Bu kitabı tek mekânda geçen filmlere benzetebiliriz; bilirsiniz, o tür filmlerde yapımın bütçesi şaşaalı kostümler ya da gözünüzü alan efektlere gitmez, elde avuçta ne varsa oyunculuğa yatırılmıştır. Bir de sonları meşhurdur; başından beri ustalıkla anlattığı acı-tatlı masalla sizi sarıp sarmalayan kolların birden gevşediği o baş döndürücü bitişler…

Salih Seçkin Sevinç, gerçekle hayali aynı havanda döverek ikisini de tanınmaz hâle getiren yeni romanında, beklenmedik bir anlatıya unutulmaz bir sonla nokta koyuyor!

Ruhani romanını Odakitap’tan satın alabilirsiniz.

Kendi sözlerimle “Ruhani”;

Romanın basın bülteni için benden de bir iki cümle istediler. Ben de aşağıdakileri yazdım…

Ruhani bir aşk romanı aslında. Platon’un ideaları ve Aristo’nun yeryüzü elementleri arasında sıkışmış bir aşk romanı. Arkaik olandan beslenen, doğrudan bilinçaltına seslenen bir roman… Bu yüzden kitabın bölüm başlıkları, yeryüzündeki en kadim medeniyetlerden biri olan Hintlilerin yaşamın dört çabası olarak nitelendirdikleri süreçleri işaret eder. 

Manevi dünyayı belirten din, ahlak, töre gibi anlamları tanımlayan “Darma”, iş, çalışma, kazanç anlamlarına gelen “Artha”, cinsel zevk, dostluk, sevgi anlamlarına gelen “Kama” ve bu maddi alemin zorluklarından kurtuluşu ve ölümden sonrasını işaret eden “Mokşa”. 

Roman, bu dünyaya düşmeden ve bu dünyanın cenderesinden geçmeden kurtuluşa eremeyeceğimizi ifade eder özetle. 

Ancak bu bağlamda aşka rastlayan herkes için umut vardır.

Damla Karakuş’un Posta Gazetesi Kitap Eki’nde “Ruhani” için yazdıkları;

Bana gerçekleri anlat, ben göremiyorum: Ruhani

“Yeryüzüne in,” diye imzaladı yazarı bana bu kitabı, Ruhani’yi okuduktan sonra insanın nerede asılı kalacağına karar vermesi mümkün mü, bilmiyorum…

Roman boyunca kendinizi bir Zeki Demirkubuz kamerasını izlerken fark edebilirsiniz. Genel hatlarıyla pek çok fark edişin yaşandığı hayat düzleminde, enleminde mi boylamında mı yer alıyor bilemediğimiz bir akışta sürüp giden bu hikâyenin Demirkubuz’u, okurun ta kendisi oluyor. Yazar, havalı hissettiren bu hakkı adeta bir yüce gönüllülükle sunmuş okuruna. Bize sadece kabul edip gönül gözünü dört açmak kalıyor. Ruhani, seçme şansının olmadığı tuhaf ismiyle tüm düşüncelerimizden süzülerek geçiyor. Sona yaklaşırken sorular dönüyor insanın aklında: 

Bir hikâye kaç boyutludur? Kaç kez okunur, kaç kez anlaşılır?

Bazı bölüm başlıklarında ayetlerden alıntılarla karşılaştığımız dört bölümden oluşan romanda, zaman çoktan anlamını yitirmiş ve ona sayısız anlam yüklenmiş. Evrensel yaklaşım her bir cümlede kendini hissettiriyor ve bunu en başta bir açıdan okurunu rahatsız ederek yapıyor. Bu, sahici bir yolculuk; evvel ezel yaşanmışlıklara tanık olmuş bir varlıkla onu duyabilen ve kim olduğunu sona gelene dek anlayamadığımız, o varlığa Ruhani adını veren bir kadın arasında geçen konuşmalar, yol boyunca zihnimizi açık tutuyor. Bir o kadar da masalsı bir anlatı bu. Başka mekânlardan ve zamanlardan geçtikçe insan kendini sürüklenirken buluyor; en çok kendi ruhunda…

İlk birkaç sayfadan sonra çoktan seçmeli bir sınavda kendini aradaki boşluklara ait hisseden ve özenle yanlış yanıtı işaretleyen ruhumuzun açığa çıktığını hissedebiliyoruz. Doğru ne, hangi ses bize neyi anlatır, bu yol nereye varır gibi çelişkilerin tek bir yanıtı yok çünkü. Öyleyse doğru bir yanıtı olması mümkün mü? Yoksa insan doğrusunu bildiğine emin olduğu bir hikâyeyi kaç kez dinleyebilir ki! 

Bu kitap bakış açını değiştirmeye açık olursan yaşamın sana başka hikâyeler de anlatacağını, mekanik seslerin sunacağı gülüşlerin de gözyaşlarının da kalbimizi “ev” hissettirebileceğini, gökteki yıldızlara doğru ellerimizi açıp konuşmaya başladığımızda bambaşka kapıların açılacağını gösteriyor. Şimdi biliyorum ki biz aradaki boşluklara aitiz. Ruhumuz çelişkili masalların kölesi. Siz en iyisi tüm seçenekleri işaretleyin…

Damla Karakuş’un Posta Gazetesi’ndeki yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

D&R Bir Kitap, Bir Yazar…

D&R Instagram hesabı için “Ruhani”yi anlatmamı istedi. Dilim döndüğünce kamera karşısında yazdığım ikinci romanı anlatmaya çalıştım.

Duvarlardan geçebilen bir ruh | Ruhani’nin yazarı Salih Seçkin Sevinç Odatv’ye konuştu

OdaTV’de İlknur Yılmaz benimle Ruhani hakkında bir röportaj yaptı… Aşağıda OdaTv’nin Youtube kanalından izleyebilirsiniz…

Şimdilik böyle… Gelişmeler oldukça retrospektif tadında bu yazıda derleyeceğim.

Ruhani’yi satın almak için bu bağlantıya tıklayın.

Tüm kitaplarıma ulaşmak ve satın almak isterseniz bu bağlantıya tıklayın.

Tagged as: